Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |
 
Şub
10
    
teâruf | 10 Şubat 2008 02:00 | etiket:  
Papa'yı 'bizim çocuklar' vurdu!

Papa'yı 'bizim çocuklar' vurdu!
Papa suikastının peşinden yıllarca mekik dokuyan Roques, 'büyük şebeke'ye ulaşma yolunda hiç de sürpriz olmayan bulgulara ulaşmış

 


 

ERTUĞRUL MAVİOĞLU 

Türkiye'de aydınlar ve emekçi yığınlar açısından işkence ve ölümle yoğrulmuş kara bir dönemin başlangıcı olan 12 Eylül 1980 darbesini Beyaz Saray'a rapor ederken, "bizim çocuklar yaptı" ifadesini kullanan CIA Ortadoğu istasyon şefi Paul Henze, Papa 2. Jean Paul suikastını da 'bizim çocuklar vurdu' diye mi bildirmiştir? Gazeteci Valeska von Roques'in 2001'de Almanya'da yayımlandıktan sonra nihayet Yordam Kitap'ın Türkçeye kazandırdığı Papa'ya Komplo adlı araştırmasını okuyunca, insanın içinden bu fantastik soruya olumlu yanıt vermek geçiyor.
Her bilgi tanıdık gelse de Papa'ya Komplo'nun başarılı bir araştırma olduğunu söylemek yanlış olmaz. Kitabın başarısı da, Papa suikastıyla ilgili kimi zaman kasıtlı, kimi zaman da anlaşılamadığı ya da doğrulanmadığı gerekçesiyle satır aralarına gizlenmiş olan yüzlerce verinin üzerindeki tozu alıp, dezenformasyondan arındırarak yepyeni bir kurguyla önümüze sermesinden geliyor.
Papa suikastını yapan kişi zaten olaydan hemen sonra yakalanmış ve 'kim yaptı?' sorusu karşılığını bulmuştu. Ama yıllardır görüldü ki, failin ele geçirilmesi böylesi büyük suikastlar söz konusu olduğunda tek başına pek bir anlam ifade etmiyor. Aslolan, 'suikastın arkasında kimler vardı?' ve 'amaçları neydi?' sorularının yanıtlanmasıdır ki; araştırmacıların hâlâ bu konu üzerinde kafa yorması hiç de şaşırtıcı değil. Ama, ifadelerden ya da sesi çok çıkanların yaygaralarından yola çıkan araştırmacıların önünde başlangıçta, Ağca'nın 'bireysel teröristim' laflarına inanmak, ya da CIA yetkilisi Paul Henze-gazeteci Claire Sterling ikilisinin 'Suikastta Bulgar parmağı' tezlerine kapılmak dışında başka çıkar yol yoktu. Oysa 1990'lı yıllarda NATO menşeli Gladio gerçeğini tanıyan dünya, Ağca ve benzeri kontrgerilla tetikçilerine karşı bilgi bakımından 1980'li yılların başlarıyla kıyaslanmayacak kadar donanımlıydı. Ve yazdıklarına bakılırsa, Alman kadın gazeteci Roques'in, kontr gerilla tetikçilerinin arkalarında bir sümüklü böcek misali bırakmış oldukları izi doğru takip ettiği anlaşılıyor. Papa suikastının peşinden, Almanya, İtalya, ABD ve Türkiye arasında yıllarca mekik dokuyan, olayla ilgili bilgisi olduğuna inandığı herkesle görüşüp belgelere ulaşan Roques, 'büyük şebeke'ye ulaşma yolunda bakın hiç de sürpriz olmayan hangi bulgulara ulaşmış:
İpekçi suikastı öncesi on bin dolar: 1978 sonunda M. Ali Ağca'nın değişik banka hesaplarında toplam on bin dolar para birikmiştir. Hesaba para yatıran kişi her defasında Ağca'nın imzasını taklit etmişti (s. 20). 1978 sonlarında, yani İpekçi suikastından birkaç ay önce Ağca'nın banka hesaplarına para akıtanların kim olduğu ne yazık ki sır olma özelliğini koruyor. Belli ki bu bilgiye ulaşılsa, "İpekçi neden öldürüldü?" sorusu da yanıtını bulacak.
"Papa'yı vuracağım": Ağca, 1 Şubat 1979 tarihinde liberal günlük gazete Milliyet'in Genel Yayın Müdürü Abdi İpekçi'yi kurşunla öldürdüğü için ömür boyu hapis cezası almıştı. Ağca 28 Kasım 1979 tarihinde, faşist hareketteki yandaşlarının yardımıyla olacak, İstanbul'daki Kartal-Maltepe Askeri Cezaevi'nden kaçar. Aynı akşam Milliyet gazetesine bir mektup postalar. Bu mektubunda Ali Ağca, 29 Kasım 1979 tarihinde iki günlük bir ziyaret için Türkiye'ye gelecek olan Papa'yı öldürme tehdidinde bulunur (s. 33). Ağca, İpekçi cinayetinden kısa bir süre sonra yakalandığında, kendisini sorgulayan polislere cezaevinde çok fazla kalmayacağını söylemiş ve bu sözünü tutmuştu. Ağca, Papa'yı vuracağı sözünü ise biraz gecikmeli de olsa yerine getirdi.
Pasaporlar Nevşehir'den: 12 Ağustos 1980 tarihinde Nevşehir'den alınmış TR-F 136635 numaralı pasaport 7 Ocak 1953'de aynı kentte doğmuş olan Faruk Özgün adınadır. M. Ali Ağca'nın fotoğrafını taşıyan pasaport hem sahteydi, hem de değildi. Bu da, Nevşehir Emniyet Müdürlüğü'nde bir memurun işbirlikçi olduğunun kanıtıydı (s. 36). Roques'in bu konuda eksik bıraktığı bilgileri kolaylıkla tamamlayabiliriz. Ağca'nın pasaportu, Nevşehir Emniyet Müdürlüğü'nden aynı dönem içinde alınan 14 sahte pasaporttan sadece bir tanesiydi. Pasaportları temin eden kişi ise, hapisten kaçtıktan sonra Ağca'yı evinde saklayan Susurluk'un baş aktörü Abdullah Çatlı'dan başkası değildi. Adı, Papa suikastına karışan ülkücü Mehmet Şener'in cebinde de bu pasaportlardan vardı. Pasaportların verildiği Nevşehir Emniyet Müdürlüğü'nün arşivinin bugün bile açıklanamayan bir şekilde yanması ve Susurluk mahkumu İbrahim Şahin'in o tarihlerde Nevşehir Emniyet Müdürlüğü kadrosunda oluşu, az rastlanır tesadüflerden biri değilse, çok şey anlatmakta.
Terpil&Wilson okulundan mezun: Lübnan'da, Beyrut'un güneyinde de bombacılar ve suikastçılar yetiştiren bir "Terpil-Wilson Yüksek Okulu" vardı. Bu okulun ünlü mezunlarından(!) birinin de adı Mehmet Ali Ağca idi. Terpil böyle bir eleman yetiştirmiş olduğu için o kadar gururlanmıştı ki, 1981 yılının haziran ayında Beyrut'ta bir basın toplantısı düzenleyip, dünya medyasına kimi yetiştirmiş olduğunu ilan etmişti (s. 160). Frank Terpil CIA'nın Türkiye sorumlularından biri olarak bilinir. Terpil ve yine bir CIA görevlisi olan Edward Wilson'ın tek işi 'terörist eğitmek' değildi elbette. Terpil-Wilson ikilisi, ''Inter Arms Corporation adlı silah şirketinden satın aldıkları silahları aralarında Türkiye'nin de bulunduğu bazı ülkelere el altından sattı. Bu silahların Türkiye'deki alıcısının MHP yöneticilerinden işadamı Murat Bayrak olduğu iddia edildi. Tüm MHP'li yöneticilerin 12 Eylül'den sonra tutuklanmasına karşın Murat Bayrak'a dokunulmaması ise son derece ilginç bir ayrıntı olarak hafızalara yerleşti.
Emanuela ile değiş tokuş edileceksin: 1985 yılının sonbaharında M.Ali Ağca'nın hücresinde yapılan bir aramada memurlar, gazete kupürleri dolu bir zarf bulurlar. Aralarında Amerikalı kadın gazeteci Claire Sterling'in Famiglia Cristina dergisine vermiş olduğu bir röportaj da vardır. Bayan Sterling kupürünün altına el yazısı ile Ağca'ya bir not düşmüş: Kimseye söyleme Emanuela ile değiş tokuş edileceksin (s. 108). 1983 yılında Ağca'yı serbest bıraktırmak için kaçırıldığı anlaşılan Emanuela Orlandi, Vatikan'ın davetiyelerini organize eden Ercole Orlandi adlı bir memurun kızıydı. Emanuela'dan bir daha hiç haber alınamadı. Ağca için kaçırılan Mirelle Gregori adlı genç kızın ise 1983'te öldürüldüğü ortaya çıktı. Ağca'nın ifadesine göre, Sterling, Emanuela ile değiş tokuş konusunu bir kez de mahkeme salonunda fısıldamıştı: Ağca yıllar sonra, Romalı yargıç Rosario Priore'nin yeni bir sorgusu sırasında, yanına sokulan kadın gazetecinin kendisine şunu fısıldamış olduğunu iddia eder: 'Hiçbir şeyi kabullenme, Emanuela ile değiş tokuş edileceksin!" (S. 156)
Paul Henze başrollerde: Gazeteci Claire Sterling, Ağca'ya "değiş tokuş" sözü vermesinin dışında başka bir üne daha sahipti. Ünlü Reader's Digest dergisinin muhabirlerinden olan Sterling, Papa suikastında 'Bulgar parmağı' iddiasını ortaya atan ilk gazetecidir. Tezin sahibi kuşkusuz Sterling değildi. Arka planda ipleri ellerinde tutan ise CIA idi. "Sayısız dünya ülkesinde milyonlarca tiraj yapan Reader's Digest dergisi Papa'ya suikastın hemen ardından Paul Henze'den bir istekte bulunur. Henze'den Papa II. Jean Paul suikastının perde arkasını inceleyip bir dosya hazırlaması istenir. Ancak Henze'nin Amerikan kamuoyunda daha çok CIA adamı olarak tanınması onları bu projeden vazgeçirir ve görev Claire Sterling'e verilir. Kadın gazetecinin CIA ile ilişkilerinin çok iyi olduğu meslektaşları arasında bilinmektedir. Paul Henze de yakın tanışıdır. Clair Sterling bu ilişkilerden gerçekten yararlanır. Henze akademisyen havasındadır, Sterling ise ateşli bir gazeteci rolünü üstlenmiştir" (s. 113). Ağca, yargılama başlandıktan kısa bir süre sonra Henze Sterling ikilisiyle senkronize biçimde, suikast sırasında Bulgar ajanlarının kendisine yardımcı olduklarını iddia etti. Bu ifade üzerine tutuklanan Bulgar Havayollarında görevli bazı kişiler, hapis de dahil bir sürü çile çektikten sonra aklanarak serbest bırakıldılar.
Dosyanın bir kopyası CIA'da: Başkan Ronald Reagan'ın soğuk savaş strateji uzmanı Michael Ledeen'in ise Papa suikastı sonrası rolü, Henze ile birlikte "Bulgar parmağı" tezinin fikir babalarından birisi olmakla sınırlı değildir. "Ledeen'i 1983 ekiminde Washington'da ziyaret eden bir İtalyan avukat masasının üzerinde o günlerde çok gizli olan dava dosyasından bir deste sorgu tutanağını görünce çok şaşırmıştı. Ziyaretçisinin bakışlarının nereye takılmış olduğunu fark eden Ledeen de gülümseyerek işaret parmağını dudaklarına götürmüştü" (s. 189).

  • PAPA'YA KOMPLO
    Valeska von Roques, Çeviren: Ahmed Arpad


  • "Papa'yı 'bizim çocuklar' vurdu!" 0 yorum yapılmış